
Olarak değiştireceğim blogumun ismini. Bana kalırsa daha uygun. Benim için.
Kısacık bir İstanbul gezisi yaptım haftasonunda - ama hiç tahmin etmediğim şekilde içim parça pinçik oldu.
Ağırlaştım, Pazar günü kendi başıma gezerken birden durgunlaştım.
Demin de mezuniyet resimlerini gördüm arkadaşların zaten. Tam bir sene önceydi. Ben de o resimlerden çektirdim, efendim, o zaman çok farklı bir hayatım vardı benim.
Tamam, bazı açılardan çok da farklı değildi, kabul. Yine sürekli okuyordum, işim aynıydı, bazal olan her şey hiç de farklı değildi yani.
Ama zannedersem hayattaki çok büyük gözükmeyen şeyler bazen çok büyük fark yaratıyor.
İlişkiler bitiyor. İlişkiler başlıyor. Oluyor. Olmuyor. Seviyorsun. Sevmiyorsun. Kestirilemiyor.
İnanmak istiyorsun, inanabileceğini bildiğin halde, sonunda sen beceremiyorsun.
Hep böyle oldu son üç senedir, sürekli bir 'Goodbye Girl' halinde geziyorum şehirden şehire, kıtadan kıtaya. Önce Anadolu'dan Avrupa kıtasına geçtim, sonra Avrupa'dan Amerika'ya.
İstediğim de buydu zaten, kısaca ağlayana meme verdiler. Özel bir durum yok.
Ama insan bir yerden bir yere gidince, eski yerinde de hayatının hayat olduğunu unutuyor işte. O hayatta da mutlu olduğu şeyler, mutlu olduğu kişiler, mutlu olduğu yerler olduğunu unutuyor.
Ya da ben unutuyorum. Ama nasıl yaşanır sürekli artık olmadığın yerlere bağlı kalarak, ben onu da bilmiyorum.
O yüzden herhalde, suçluluk değil de, kırıklık yaşadım ben haftasonunda. Avrupa yakasına geçmeyi içim yemedi. Oradaki hayatım aklıma geldi, bir şeylerden vazgeçmek için ille o şeylerin kötü olması gerekmediğini; ama vazgeçmeyi tercih etmenin olduğun yere ve güne bağlı olabileceğini düşündüm sürekli.
Döner miyim İstanbul'a? Bilmiyorum. Ama Nilüfer'in şarkısı gibi, aynı yere dönsem bile aynı zamana dönme gibi bir opsiyonum yok.
O opsiyonu istiyor muyum, o da şaibeli.
Ki bence en büyük sorun dönmek, dönebilmek ya da dönmeyi istememek de değil. Esas problem sonrasında güzel şeyler başlıyor olsa bile, insanın bir şeylerin hayat boyu bittiğinin farkında olması zannedersem. Sonrasında daha mutlu olsanız bile, dönüp 'Ben burada da mutluydum, güzel günlerdi onlar da.' demesi.
Hiç düşünmediğim şekilde, bir şeylerin bitmesinden mutlu olabilmek, hayatın düzeni olarak oradan oraya ilerlemekten daha büyük bir mutluluk belki.
Bilmem. Ben sadece üzüldüm. Benim yapabileceğim başka bir şey yok önüme bakıp yürümekten.