Küresel ısınmadan en dertli iki canlıdan biri kutupayıları ise, diğeri de kadınlar bence. Türkiye’de yaşayan genç bir kadın olarak bunu kendi deneyimimden söylüyorum. Zira yazın hava ne kadar sıcak olursa olsun, biz Türk kadınının rahat giyinmek gibi bir alternatifi olmaz büyük çoğunlukla. Etek giydiler diye dayak yiyen kızlar ve taciz edildiğinde “tahrik ettiği” nedeniyle suç yine üstüne kalan bir “cins” olmamızın haricinde, köpeklerin asfalta serildikleri yaz günlerinde de namusumuzu korumak için uzun kot pantalon ve koton t-shirtler ile gezmek durumunda kalan yine biziz eninde sonunda. Sırf bu yüzden, elektiriği ve suyu ekonomik kullanan elektirikli aletlerin reklamında kutupayılarının yanında artık bizim de resmimizi koymalarını yetkililere öneririm. Öyle ki, yaz gününde birçok varyasyonu olan tacizden kaçınmak için otobüslerde, metrolarda, duraklarda, sokaklarda uzun pantalonları ve t-shirtleri ile terden sırılsıklam olan genç Türk kadınları bu reklam kampanyalarını muhtemelen çok daha fazla benimseyeceklerdir.
Türkiye’de genç kadın olmanın gerektirdiği dirayet en güzel yaz sıcaklarında ortaya çıkar dikkat ederseniz. Siz dolmuşta pişerken sahil şeridinde denize atlayan, deniz soğuk gelince kaldırımlarda ısınan, denizde birbiriyle şakalaşan genç erkekleri görünce ben neden kadınların feminist olduğunu anlarım mesela. Ataerkil eşitsizliği anlamayan ve anlamak istemeyenler için, erkek olmanın ayrıcalığı en basitinden şehirde yaz günü donla denize girebilme hürriyetidir çünkü. Geceleri sokakta özgürce dolaşabilme özgürlüğünü geçtim; yazın yanan asfalttan serin suya özgürce atlayamamaktır beni “kadın”, benim dolmuş camından gördüğüm sırılsıklam insanları “erkek” yapan. Otuzbeş dereceyi gören bir günde kot pantolon giymeme özgürlüğüne sahip olmaktır bir nevi. Ve bu özgürlük, ancak o yaz gününde kot pantolonla dışarı çıkmak durumunda kalmamış birine anlamsız gözükecektir.
Ben kadın olmam nedeniyle yaz gününde denize giremediğimden yakınırken, gazetede İstanbul’da bir kadının balık tutarken “içini gösteren” bir elbise giydiği için “hayasızlık suçu”ndan bir yıl hapis cezası aldığını okudum. Sıcaklarla başetmek için bile maça bir sıfır geride başlayan bir “vatandaş” olarak haber benim sıcaktan dehidrasyona uğramış bünyeme daha da fena dokundu haliyle. Zira donla denize giren, işyerlerinin ya da direkt kaldırımın üstünde üstsüz gezerek görmek zorunda kaldığım erkeklerin hiçbiri için kimsenin böyle bir karar vermesi düşünülemezdi. Ayrıca eğer maraz kadının içinin görünmesiyse, o zaman neden gazetelerin web-sitelerinde bikinili kadınları göstermek için abuk subuk “haberler” yazarak erkek okuyuculara bedavadan pornografik yayın yapan erkeklerin hiçbiri hayasız sayılmamıştı? Anlaşılan erkeğin “Göster!” dediği yerde göstermek meşruyken, kadının kendi kararı üzerine dilediğince giyinmesi, “Hoop bacım!”, olmuyordu. Gösterilenle esasen bir problemi olmadığını anladığımız Türk ataerkilliği için sorun göstermek değil de, gösterme kararını kimin verdiğiydi.
Ama şimdi haklarını yemeyelim, ülkemizde hakikaten cinsiyetçiliğe karşı savaş veriliyor. Ben yazın giymek durumunda bırakıldığım kot pantalonlardan yakınıyorum; ama bakın, Türkiye’de “ilk defa kadın erkeğe tecavüzden mahkum olmuş!” Yeni TCK tecavüzde sanık statüsünde “cinsiyet ayrımını ortadan kaldırarak ‘kişi’ ifadesine yer vermiş, dolayısıyla eski 765 sayılı TCY’nda ırza geçme suçundan sanık ancak erkek olabilecekken yeni TCY’nda bundan vazgeçilerek cinsel istismar suçlarında kadınların da sanık olabileceği kabul edilmiş.” Böylece, kadın erkek eşitliğinde büyük bir adım atılarak, kadının da erkek gibi tecavüzden suçlanabilmesinin önü açılmış! Evet, Türkiye’deki cinsiyet eşitsizliği için ihtiyacımız olan tek eksik de böylece doldurulmuş oldu. Zira kanunları kadının da sanık statüsüne geçebileceği şekilde genişletilmesi, zannediyorum ki benim ve diğer bütün genç Türk kadınlarının onlarla yaşamayı öğrenmek durumunda kaldıkları bütün cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırmak amacıyla yapılan en elzem icraat olacaktır.
Cinsiyet eşitliğine bu derece inanmış otoriteler karşısında, genç bir Türk kadını olarak bana ne yapmak düşer bu durumda? Öncelikle birilerinin beni koruduğunu kolladığını bilmem, ona göre davranmam gerekir sanırsam. Unutmamam gerekir ki, yazın, kışın, evin, sokağın, denizin, kaldırımın hakimi orayı başkalarını düşünmeden dilediği gibi kullanma özgürlüğüne sahip olandır. Haksız yere tacize uğradığınızda sizi taciz edene 57 milyon para cezası, size ise kılık kıyafetiniz nedeniyle hayasızlıktan bir yıl hapis vermeyi adil gören hukuk sisteminin güvencesiyle artık geceleri rahat uyuyabilirsiniz kadınlar. Zira sırf kadınsınız diye sizi elle, gözle, sözle taciz etmeyi kendine hak bilenlerin karşısında artık cinsiyet eşitliği için kanunları yeniden yazan bir düzen var. Eh, eğer siz bunu takdir edemiyorsanız, bu da sizin hayasızlığınız.
Ben kadın olmam nedeniyle yaz gününde denize giremediğimden yakınırken, gazetede İstanbul’da bir kadının balık tutarken “içini gösteren” bir elbise giydiği için “hayasızlık suçu”ndan bir yıl hapis cezası aldığını okudum. Sıcaklarla başetmek için bile maça bir sıfır geride başlayan bir “vatandaş” olarak haber benim sıcaktan dehidrasyona uğramış bünyeme daha da fena dokundu haliyle. Zira donla denize giren, işyerlerinin ya da direkt kaldırımın üstünde üstsüz gezerek görmek zorunda kaldığım erkeklerin hiçbiri için kimsenin böyle bir karar vermesi düşünülemezdi. Ayrıca eğer maraz kadının içinin görünmesiyse, o zaman neden gazetelerin web-sitelerinde bikinili kadınları göstermek için abuk subuk “haberler” yazarak erkek okuyuculara bedavadan pornografik yayın yapan erkeklerin hiçbiri hayasız sayılmamıştı? Anlaşılan erkeğin “Göster!” dediği yerde göstermek meşruyken, kadının kendi kararı üzerine dilediğince giyinmesi, “Hoop bacım!”, olmuyordu. Gösterilenle esasen bir problemi olmadığını anladığımız Türk ataerkilliği için sorun göstermek değil de, gösterme kararını kimin verdiğiydi.
Ama şimdi haklarını yemeyelim, ülkemizde hakikaten cinsiyetçiliğe karşı savaş veriliyor. Ben yazın giymek durumunda bırakıldığım kot pantalonlardan yakınıyorum; ama bakın, Türkiye’de “ilk defa kadın erkeğe tecavüzden mahkum olmuş!” Yeni TCK tecavüzde sanık statüsünde “cinsiyet ayrımını ortadan kaldırarak ‘kişi’ ifadesine yer vermiş, dolayısıyla eski 765 sayılı TCY’nda ırza geçme suçundan sanık ancak erkek olabilecekken yeni TCY’nda bundan vazgeçilerek cinsel istismar suçlarında kadınların da sanık olabileceği kabul edilmiş.” Böylece, kadın erkek eşitliğinde büyük bir adım atılarak, kadının da erkek gibi tecavüzden suçlanabilmesinin önü açılmış! Evet, Türkiye’deki cinsiyet eşitsizliği için ihtiyacımız olan tek eksik de böylece doldurulmuş oldu. Zira kanunları kadının da sanık statüsüne geçebileceği şekilde genişletilmesi, zannediyorum ki benim ve diğer bütün genç Türk kadınlarının onlarla yaşamayı öğrenmek durumunda kaldıkları bütün cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırmak amacıyla yapılan en elzem icraat olacaktır.
Cinsiyet eşitliğine bu derece inanmış otoriteler karşısında, genç bir Türk kadını olarak bana ne yapmak düşer bu durumda? Öncelikle birilerinin beni koruduğunu kolladığını bilmem, ona göre davranmam gerekir sanırsam. Unutmamam gerekir ki, yazın, kışın, evin, sokağın, denizin, kaldırımın hakimi orayı başkalarını düşünmeden dilediği gibi kullanma özgürlüğüne sahip olandır. Haksız yere tacize uğradığınızda sizi taciz edene 57 milyon para cezası, size ise kılık kıyafetiniz nedeniyle hayasızlıktan bir yıl hapis vermeyi adil gören hukuk sisteminin güvencesiyle artık geceleri rahat uyuyabilirsiniz kadınlar. Zira sırf kadınsınız diye sizi elle, gözle, sözle taciz etmeyi kendine hak bilenlerin karşısında artık cinsiyet eşitliği için kanunları yeniden yazan bir düzen var. Eh, eğer siz bunu takdir edemiyorsanız, bu da sizin hayasızlığınız.
7 yorum:
Kıyafet konusunda söyleyecek o kadar çok şeyim var ki şimdilik yazara tamamen katıldığımı söylemekle yetiniyorum ama yeni ve eşitlikçi TCK uygulamasından bir örnek paylaşmak istedim. Mesleğim gereği her gün adliyedeyim ve asliye/ağır ceza dosyalarını görüyorum. Daha bu hafta şahit olduğum bir olayda adamın biri 14 yaşındaki kıza tecavüz edip hamile bırakıyor, kız bebek 10 haftalıkken kürtaj yaptırıyor ve 1 hafta sonra intihar ediyor. İdam mı isterdiniz müebbet mi? O zaman sıkı durun 2 yıl hapis cezası, iyi halden 1 yılı infaz edilmedi, diğer 1 yıl da tecil olundu. Sonuçta bu şahıs (molekül topluluğu) şu an aramızda dolaşıyor. Bakalım bir sonraki piyango hangi kızımıza çıkacak. Herkese bol şans.
içimi önlenemez bi donumu başıma geçirip sokaklarda koşma isteği kaplıyo. olucaksa tam olsun bari, namım yürür.
+1
budur!
hislere tercüman.
İstediğinde soyunamayan, yada istediği kadar soyunamayan bayanların anlatıldığı bu güzel yazıya bir de dilediğince kapanamayan yada istediğinde, istediği yerini, istediği kadar örtemeyen bayanların ızdıraplarını anlatacak en azından 1-2 cümle eklenseydi fena mı olurdu
isimsiz: benim anlatmaya çalıştığım "istediğinde soyunmak" ya da "istediği kadar soyunmak" değildi - "soyunmak" fiili "dilediğince giyinmek" fiili ile aynı anlamı ve imayı taşımıyor zira. Ama eğer sizin dilediğince kapanamayan kadınlar hakkında diyecekleriniz varsa, okumayı isterim. Açıkçası yazıyı yazarken benim aklıma kapanmak gelmedi çünkü.
Yorum Gönder